Nereye?

 Nereye?

Tirebolu: Uzak Çocukluk Ülkesi

(30 küsur yıl evvel)


Zaman kımıltısız gibiydi.

Yağmurun yağmadığı günlerde her şeyin üstünü bir parmak toz kaplardı.

On yaşındakiler abi, yirmi yaşından büyükler ise moruktu gözümüzde ve malum nesnenin adı "çük" idi henüz. Biz birkaç komşu çocuğu, üşümeyelim diye üstüste giydirilmiş el örgüsü kazaklar, babalarımızın eski pantolonlarından tornistan edilmiş bol pantolonlar, çirkin plastik sandaletler içinde koşuşup zıplaşarak enerji fazlamızı harcamaya çalışırdık. Tommiks kutsal kitaptı. Oyun alanımız ve koşuşturma güzergahımız annelerimizin bize seslendiğinde sesini duyurabileceği görünmez bir çemberle sınırlıydı; dışına çıkamazdık.

Ama çocuktuk, kanımız kaynıyordu, merak duygusu ruhumuza çöreklenmiş şeytani bir eğilimdi. Karşıdaki tepenin ardında ne olduğunu kendi gözlerimizle görmek istiyorduk.

 Nereye?

Bir baktık ki, almış başımızı gitmişiz Kilise Burnu'nun oralara doğru. Fındık bahçeleri içinde "huaaaa!" "yeaaaa!" diye bağırıp çağırarak, hendekleri çitleri ve çortları keşfederek dolanırken evden epey uzaklaşmışız.

Keşif gezisi sırasında karşılaştığımız tek insan, eşeğine ot yüklemiş bir köylü oldu. "Selâmün aleyküm emice" dedik, "aleyküm selâm agacuum" diye aldı selâmımızı. Karnımız acıkınca da eve döndük.

Hangimizin annesiydi can sıkıntısından pencereye çıkıp sokağa doğru oğlunun adını bağıran bilmiyorum ama yokluğumuz farkedilmişti biz uzaktayken.

Merak duygusu ruhumuza çöreklenmiş şeytani bir eğilimdi. Karşıdaki tepenin ardında ne olduğunu kendi gözlerimizle görmek istiyorduk.

O öğleden sonra hepimiz cezalıydık. Bana yarım günlük sokağa çıkma yasağı konulmuştu. Ama Nimet hanım anca yarım saat dayanabildi odanın içinde sıkıntıdan patlayarak dolanıp durmama, cezamı tecil etti. Diğer çocukların anneleri o kadar bile dayanamamışlardı. Az sonra hepimiz yeniden sokaktaydık.

Ama veciz bir cümle vardı ki annemin kaygılarına tercüman olan, işte o cümle on kitaba bedeldi:

"Evden uzaklaşma oğlum, götüne geçerler."

Kavram dağarcığımda yeni bir pencere açılmıştı: Türktüm, doğruydum, çalışkandım ve götü korumalıydım.

Derhal bir sandalyeye oturuverdim ve otuz beş yıl boyunca hiç kıpırdamadım; çizdim çizdim çizdim...

(sayfa 80,81)

Sonraki alıntı: Merhum Rıza Bey'in serüvenleri


K i t a p t a n

 

Nereye? ~ Necdet Şen ~ Hindistan, Nepal, Pakistan ve İran yollarında aylar süren yolculuğun güncesi. 264 sayfa, 22 renkli fotograf, Parantez Yayınevi 2001
İstanbul'dan otobüs ile Gürbulak sınır kapısı... İran'da Bazargan, Tebriz, Tahran, Kum, Isfahan ve Zahedan yakınlarında Mirjaveh sınır kapısı... Pakistan'da Taftan Çölü üzerinden Kuetta, Sukkur, Karaçi, Gadani, Tezgam Ekspres ile Lahor... Hindistan'da Amritsar, Delhi, Jaipur, Ajmer, Pushkar, Delhi... Otobüs ile Sanuali sınır kasabası... Nepal'de Kathmandu, Bakhtapur, Patan, Pokhara... Sanuali üzerinden tekrar Hindistan... Varanasi, Delhi, Agra, Fatehpur Sikri, Jaipur, Jodhpur, Jaisalmer, Bikaner, Delhi'nin ünlü Paharganj semti, tekrar Agra... Taj Mahal bahçesinde aylaklık günleri... Bir kez daha Delhi... Uçakla Moskova, oradan İstanbul... Ve satır aralarında bol bol Tirebolu... Uzaktaki çocukluk ülkesi...
internetten indirimli fiyatla alınabilir.
eXTReMe Tracker