Nereye?

Sokaklarda bir başıma

(Karaçi, 29 Ekim)


"Niçin Pakistan, Batıya niye kaçmadın?" diye sorduğumda "ailem var" demişti.

Dört kızı ve bir karısı varmış. "Onlarla birlikte Batıya gitmek için önce burada yol parası kazanmalıyım" diye eklemişti.

Derme çatma çantasındaki uyduruk kumaşları bize satmak, belki üç beş kuruş yardım koparmaktı amacı. İngilizce biliyordu, efendi tavırlıydı; ama yanlış bir coğrafyada dünyaya gelmişti.

Gezgin olmak bu mu?

Sokaklar pislikten batıyor. Kendi memleketimde temizliğe fazlasıyla ehemmiyet veren, sokaktan hiç bir şey alıp yemeyen bir insanken, burada uyum adına, açıktan akan lâğımların yanında satılan iğrenç görünümlü şeyleri para ödeyip yiyorum. O ne perhizdi bu ne lâhana turşusu bilemiyorum.

"Gezgin olmak bu mu? Yoksa bu yaşadığını sandığın şey de pazar ekonomisi tarafından 'imal edilmiş' bir tüketim nesnesi mi? Oy istemek için köyleri ziyaret eden hokkabaz politikacının sair zamanda ağzına sürmeyeceği pis ayranları lokur lokur yutmasıyla bir benzerliği var mı yok mu, düşün bakalım.

* * *

(Sayfa 30,31)

 

Nereye? / Necdet Şen / Hindistan, Nepal, Pakistan ve İran yollarında aylar süren yolculuğun güncesi. 264 sayfa, 22 renkli fotograf, Parantez Yayınevi 2001

İstanbul'dan otobüs ile Gürbulak sınır kapısı... İran'da Bazargan, Tebriz, Tahran, Kum, Isfahan ve Zahedan yakınlarında Mirjaveh sınır kapısı... Pakistan'da Taftan Çölü üzerinden Kuetta, Sukkur, Karaçi, Gadani, Tezgam Ekspres ile Lahor... Hindistan'da Amritsar, Delhi, Jaipur, Ajmer, Pushkar, Delhi... Otobüs ile Sanuali sınır kasabası... Nepal'de Kathmandu, Bakhtapur, Patan, Pokhara... Sanuali üzerinden tekrar Hindistan... Varanasi, Delhi, Agra, Fatehpur Sikri, Jaipur, Jodhpur, Jaisalmer, Bikaner, Delhi'nin ünlü Paharganj semti, tekrar Agra... Taj Mahal bahçesinde aylaklık günleri... Bir kez daha Delhi... Uçakla Moskova, oradan İstanbul... Ve satır aralarında bol bol Tirebolu... Uzaktaki çocukluk ülkesi...

Okura Not: Son zamanlarda giderek artan bir sıklıkta "Nereye'yi -internet de dahil- hiç bir yerde bulamadığını ve bu konuda kendisine yardımcı olup olamayacağımı" soran postalar alıyorum. Bu tür isteklere her seferinde "elimden gelen bir şey yok" türünden cevaplar vermek beni üzüyor.

Parantez'in bastığı kitabın ilk baskısı bitti. (Galiba artık Parantez adında bir yayınevi de kalmadı.) Benimse hiç kimsenin kapısını çalıp "kitabımı basar mısınız" diye sormaya niyetim yok.

Beni anlayacağınızı umuyorum. "Gene de anlayamadım" diyorsanız, şu yazıyı okumanızı öneririm:

Bir yiğit bir kitap yazsa, gör başına neler gelir!

 

©