Necdet Şen - 1997
Sabahtan akşama kadar belki düzinelerce kişiyle aramda şu tek tip sohbet tekrarlanıyor:
"Hardan gelirsen?"
"Türkiye."
"Yoooh, sen Caponisen."
"Yok yahu, Türküm işte."
"Madem Törksen, İbraham'ı taniirsen?"
"Askerlik arkadaşım olur."
"Sibıl Can'ı taniirsen?"
"O da askerlik arkadaşı."
"Suzan Ahsu'yu taniirsen? Tarkhan'ı taniirsen? Ahmed Gaya'yı taniirsen?"
İran'ın dinsel başkenti, İmam Humeyni'nin memleketi Kum'da Tebriz'in aksine ortalık cübbeli ve sarıklı mollalarla kaynıyor. 'Çağdaşlık' ve 'demokrasi' kelimelerini dilinden düşürmeyen eski cemaatimin arasında zaman zaman tanık olduğum bağnazlığın farklı kostümler giyinmiş bir benzerini de burada göreceğimden emindim. Ama yine de kentte öyle bir hava estiğini söylersem bir parça önyargılı davranmış olurum. Molla rejimini desteklemeyenlere zaten her adımda rastlıyorum. Öte yandan en muhalif, mollalara karşı en bilenmiş olan İranlı bile Humeyni'nin adını saygı ile anıyor.
(Sayfa 19)
Kitaptan Bölümler
Kitap Hakkında Yazılar
Nereye? / Necdet Şen / Hindistan, Nepal, Pakistan ve İran yollarında aylar süren yolculuğun güncesi. 264 sayfa, 22 renkli fotograf, Parantez Yayınevi 2001
İstanbul'dan otobüs ile Gürbulak sınır kapısı... İran'da Bazargan, Tebriz, Tahran, Kum, Isfahan ve Zahedan yakınlarında Mirjaveh sınır kapısı... Pakistan'da Taftan Çölü üzerinden Kuetta, Sukkur, Karaçi, Gadani, Tezgam Ekspres ile Lahor... Hindistan'da Amritsar, Delhi, Jaipur, Ajmer, Pushkar, Delhi... Otobüs ile Sanuali sınır kasabası... Nepal'de Kathmandu, Bakhtapur, Patan, Pokhara... Sanuali üzerinden tekrar Hindistan... Varanasi, Delhi, Agra, Fatehpur Sikri, Jaipur, Jodhpur, Jaisalmer, Bikaner, Delhi'nin ünlü Paharganj semti, tekrar Agra... Taj Mahal bahçesinde aylaklık günleri... Bir kez daha Delhi... Uçakla Moskova, oradan İstanbul... Ve satır aralarında bol bol Tirebolu... Uzaktaki çocukluk ülkesi...
Okura Not: Son zamanlarda giderek artan bir sıklıkta "Nereye'yi -internet de dahil- hiç bir yerde bulamadığını ve bu konuda kendisine yardımcı olup olamayacağımı" soran postalar alıyorum. Bu tür isteklere her seferinde "elimden gelen bir şey yok" türünden cevaplar vermek beni üzüyor.
Parantez'in bastığı kitabın ilk baskısı bitti. (Galiba artık Parantez adında bir yayınevi de kalmadı.) Benimse hiç kimsenin kapısını çalıp "kitabımı basar mısınız" diye sormaya niyetim yok.
Beni anlayacağınızı umuyorum. "Gene de anlayamadım" diyorsanız, şu yazıyı okumanızı öneririm:
Bir yiğit bir kitap yazsa, gör başına neler gelir!
©