Necdet Şen - 1997
Biliyorum, bir gün ben de öleceğim. Herkes ölecek; asıl sahibine geri verilecek 'emaneten taşınan'. Ama cenazemizi ne yazlık villalar, ne gazete kupürleri, ne de hisse senetleri kaldıracak.
Bizim için ağlarsa analarımız, onlar da yoksa gönlünde bir parça sevgi kırıntısı yeşertebildiğimiz üç beş insan ve belki özenle suladığımız üç beş ot-yaprak ağlayacak. Belki de onlar bizden önce terkedecek alacalı bulacalı düş perdesini. Herkes 'bir varmış bir yokmuş' olacak; yalnızca bal rengi günbatımları kalacak geride.
Merkezî semtlerin cami avlularında televizyon kameralarına poz verilerek, tantanalar içinde ve timsah gözyaşlarıyla öteki tarafa postalanan somun pehlivanlarının arasında yerim yok. Körler ve sağırlar birbirini ağırlamaya (ve uğurlamaya) devam edebilir; ama ben kem gözlerden ırak, bir sokak iti kadar masum ve duyarlı yaşamak, itilip kakılmamak ve bir sokak iti kadar sessiz, törensiz uzaklaşmak isterim kurtlar sofrasından. Tabakhaneye halt yetiştiren kuru kalabalık tarafından iki sigara arasında yâdedilmek istemem. Sevileceksem, öpülüp koklanacaksam, bu hemen, şimdi, şu anda olsun isterim. Dün, yaşandı ve bitti; yarınsa, yâ kısmet. Şu an var olan, var; olmayansa, yok. İşte hepsi bu.
(Sayfa 262)
Kitaptan Bölümler
Kitap Hakkında Yazılar
Nereye? / Necdet Şen / Hindistan, Nepal, Pakistan ve İran yollarında aylar süren yolculuğun güncesi. 264 sayfa, 22 renkli fotograf, Parantez Yayınevi 2001
İstanbul'dan otobüs ile Gürbulak sınır kapısı... İran'da Bazargan, Tebriz, Tahran, Kum, Isfahan ve Zahedan yakınlarında Mirjaveh sınır kapısı... Pakistan'da Taftan Çölü üzerinden Kuetta, Sukkur, Karaçi, Gadani, Tezgam Ekspres ile Lahor... Hindistan'da Amritsar, Delhi, Jaipur, Ajmer, Pushkar, Delhi... Otobüs ile Sanuali sınır kasabası... Nepal'de Kathmandu, Bakhtapur, Patan, Pokhara... Sanuali üzerinden tekrar Hindistan... Varanasi, Delhi, Agra, Fatehpur Sikri, Jaipur, Jodhpur, Jaisalmer, Bikaner, Delhi'nin ünlü Paharganj semti, tekrar Agra... Taj Mahal bahçesinde aylaklık günleri... Bir kez daha Delhi... Uçakla Moskova, oradan İstanbul... Ve satır aralarında bol bol Tirebolu... Uzaktaki çocukluk ülkesi...
Okura Not: Son zamanlarda giderek artan bir sıklıkta "Nereye'yi -internet de dahil- hiç bir yerde bulamadığını ve bu konuda kendisine yardımcı olup olamayacağımı" soran postalar alıyorum. Bu tür isteklere her seferinde "elimden gelen bir şey yok" türünden cevaplar vermek beni üzüyor.
Parantez'in bastığı kitabın ilk baskısı bitti. (Galiba artık Parantez adında bir yayınevi de kalmadı.) Benimse hiç kimsenin kapısını çalıp "kitabımı basar mısınız" diye sormaya niyetim yok.
Beni anlayacağınızı umuyorum. "Gene de anlayamadım" diyorsanız, şu yazıyı okumanızı öneririm:
Bir yiğit bir kitap yazsa, gör başına neler gelir!
©