Necdet Şen - 1997
Hindular sadece maymuna değil, çevrelerindeki cümle mahlukata karşı saygı ve sevgi dolular.
Dingin bir toplum. Mandalar, domuzlar, develer, rikşovlar, köpekler, motosikletler, yayalar, bisikletler, eşekler, el arabaları, tüm bu mahşeri kalabalık birbirinin arasından yol bularak ilerliyor. Trafiğin ayrılmaz bir parçası olan hayvanlarla insanlar arasında herhangi bir geçiş üstünlüğü yok; karışık düzen yürünüyor.
Bizi aşan bir müsamaha geleneği.
Memleketin birindeki kendi yerel kimliğine yabancılaşmış, ama küreselleşmeyi de kıvıramamış büyük kent insanlarının ne kadar kirli bir ruhsal havayı soluduğunu anlamak için bu halkı kıyısından köşesinden tanımış olmak yeter. Batı ve Doğu'nun temsil ettiği değerler arasındaki kopukluk da bu noktadan geçiyor olabilir. Dünyevi hırslarla, açgözlülükle ve yarış ahlâkıyla tanışmamış Doğulu bir toplumun bize ezberletildiği anlamda 'gelişmesi' nasıl olur bilemiyorum.
(Sayfa 60)
Kitaptan Bölümler
Kitap Hakkında Yazılar
Nereye? / Necdet Şen / Hindistan, Nepal, Pakistan ve İran yollarında aylar süren yolculuğun güncesi. 264 sayfa, 22 renkli fotograf, Parantez Yayınevi 2001
İstanbul'dan otobüs ile Gürbulak sınır kapısı... İran'da Bazargan, Tebriz, Tahran, Kum, Isfahan ve Zahedan yakınlarında Mirjaveh sınır kapısı... Pakistan'da Taftan Çölü üzerinden Kuetta, Sukkur, Karaçi, Gadani, Tezgam Ekspres ile Lahor... Hindistan'da Amritsar, Delhi, Jaipur, Ajmer, Pushkar, Delhi... Otobüs ile Sanuali sınır kasabası... Nepal'de Kathmandu, Bakhtapur, Patan, Pokhara... Sanuali üzerinden tekrar Hindistan... Varanasi, Delhi, Agra, Fatehpur Sikri, Jaipur, Jodhpur, Jaisalmer, Bikaner, Delhi'nin ünlü Paharganj semti, tekrar Agra... Taj Mahal bahçesinde aylaklık günleri... Bir kez daha Delhi... Uçakla Moskova, oradan İstanbul... Ve satır aralarında bol bol Tirebolu... Uzaktaki çocukluk ülkesi...
Okura Not: Son zamanlarda giderek artan bir sıklıkta "Nereye'yi -internet de dahil- hiç bir yerde bulamadığını ve bu konuda kendisine yardımcı olup olamayacağımı" soran postalar alıyorum. Bu tür isteklere her seferinde "elimden gelen bir şey yok" türünden cevaplar vermek beni üzüyor.
Parantez'in bastığı kitabın ilk baskısı bitti. (Galiba artık Parantez adında bir yayınevi de kalmadı.) Benimse hiç kimsenin kapısını çalıp "kitabımı basar mısınız" diye sormaya niyetim yok.
Beni anlayacağınızı umuyorum. "Gene de anlayamadım" diyorsanız, şu yazıyı okumanızı öneririm:
Bir yiğit bir kitap yazsa, gör başına neler gelir!
©