Nereye?

Gurbet ne yana düşer?

Necdet Şen - 1997


Tüketim toplumu değerlerinin kıskacında sıkışmış bir adamın günün birinde "sahip olduğu" her şeyi yüzüstü bırakıp, yayan yapıldak yollara dökülüşünün öyküsünü anlatıyor bu kitap.

O adam bendim.

Seksen sene evvel belki macera olsun diye İstanbul'dan Bağdat'a, oradan da bir savaş tutsağı olarak Hindistan'a giden dedem Rıza Bey'in izini sürüyordum.

Yaşadığı dere yatağında geceleri ayışığını seyrederken hep denizi merak eden Küçük Kara Balık idi esin perim. Ben de onun gibi denize doğru yüzmeye çabalıyordum. Birkaç parça hırpani giysi ve başucu kitaplarımla doluydu sırt çantam.

Yolumu aydınlatan sokak fenerleri Gılgameş, Odisea, Küçük Prens, Kandid, Sidarta, Yunus ve daha niceleri. Mağluptum, sorularla doluydum. Kurulu düzenini terkedip, kendi iç evrenini keşfedebilmek adına yollara dökülen rahat kaçkınlarından biriydim ben de. Doyumsuz ve çılgın kalabalıktan uzakta, kendi benliğimi tanıyabilmekti yola çıkış nedenim.

Hayalperest bir oğlan çocuğu

 

Nereye? / Necdet Şen / Hindistan, Nepal, Pakistan ve İran yollarında aylar süren yolculuğun güncesi. 264 sayfa, 22 renkli fotograf, Parantez Yayınevi 2001

İstanbul'dan otobüs ile Gürbulak sınır kapısı... İran'da Bazargan, Tebriz, Tahran, Kum, Isfahan ve Zahedan yakınlarında Mirjaveh sınır kapısı... Pakistan'da Taftan Çölü üzerinden Kuetta, Sukkur, Karaçi, Gadani, Tezgam Ekspres ile Lahor... Hindistan'da Amritsar, Delhi, Jaipur, Ajmer, Pushkar, Delhi... Otobüs ile Sanuali sınır kasabası... Nepal'de Kathmandu, Bakhtapur, Patan, Pokhara... Sanuali üzerinden tekrar Hindistan... Varanasi, Delhi, Agra, Fatehpur Sikri, Jaipur, Jodhpur, Jaisalmer, Bikaner, Delhi'nin ünlü Paharganj semti, tekrar Agra... Taj Mahal bahçesinde aylaklık günleri... Bir kez daha Delhi... Uçakla Moskova, oradan İstanbul... Ve satır aralarında bol bol Tirebolu... Uzaktaki çocukluk ülkesi...

Okura Not: Son zamanlarda giderek artan bir sıklıkta "Nereye'yi -internet de dahil- hiç bir yerde bulamadığını ve bu konuda kendisine yardımcı olup olamayacağımı" soran postalar alıyorum. Bu tür isteklere her seferinde "elimden gelen bir şey yok" türünden cevaplar vermek beni üzüyor.

Parantez'in bastığı kitabın ilk baskısı bitti. (Galiba artık Parantez adında bir yayınevi de kalmadı.) Benimse hiç kimsenin kapısını çalıp "kitabımı basar mısınız" diye sormaya niyetim yok.

Beni anlayacağınızı umuyorum. "Gene de anlayamadım" diyorsanız, şu yazıyı okumanızı öneririm:

Bir yiğit bir kitap yazsa, gör başına neler gelir!

 

©